Happy Tree Friends Ne ayak anlayan var mı ?


Üç mutlu arkadaş, nasıl bi kafayla oluşturulduğunu hala çözemedim. İlgili bir kaç yazı okudum ama nafile. Happy Tree Friends'in ilk yayını 1999'da yapılmış ben yeni keşfediyorum, yazıklar olsun bana. Denk gelmeyen vardır, kafalar kopuyor sürekli bir ölüm kalım savaşı, hannibal a kadar uzanan organ fantezileri falan bi acayip ama çok güzel lan...
Büyükler için yapılmış bir şey olsa gerek diye düşünüyorum, zira çocuğunuza izletmek isteyeceğiniz senaryosu yok. (zira nedir?) Her saniye bir beklenti oluşturulmuş ve reaksiyonlar inanılmaz yaratıcı, öldürme ufkunuzu değil de animasyon ufkunuzu (eğer ilginiz varsa) açacak bir yapım. Müziği gıcık ama akılda kalıcı. Diyalog sıfır, ama çok başarılı. Baya da sağlam bir kadroyla yapılmış yani, tabi millet bizim gibi tek başına, hem modellemeyle hem senaryoyla hem sesiyle hem görüntü ve sahne yönetmenliğiyle tek tabanca uğraşmıyor. Zamanında nasıl bilgisayarlarla nasıl işlere kalkıştığım bilinse, mazoşizm dalında adımı tarihe altın harflerle yazdırırdım...
Neyse sonuç olarak izleyin, çok güzel


Kimse de demiyor ki bu amerika ile rusya neden orta doğuda savaşıyor ?

Ben bunu yazıcam da sen anlayacak mısın orasından tam emin değilim.... bekle..

Atım da şurda otlaya dursun

mantıklI olmasI gerekmiyoR


Photoshop öğrenmek istiyorsanız Afgan Rasulov'un Pcderslerim Youtube kanalını takip edin!

İleri orta ve başlangıç seviyelerinde Türkçe dersler bulabileceğiniz bu kanalda ayrıca youtube'dan nasıl para kazanılır gibi konulara değinilerek geniş yelpazeli online eğitim veriliyor. Web sitesi pcderslerim.com
Grafik tasarımcıların ya da adayların işine yaracak bir çok vektörel çizim programlarının da üstünde durulmuş. İyi de bir anlatım tarzı var, sıkıcı değil, bazı içeriklerden çok fazla video çekilmiş ama bence bir çok şey öğrenilebilecek bir kanal.
Youtube Kanalı = Afgan Rasulov


Bu sosyal medya butonlarına hastayım

Baş belasıdır, her gün yeni bir tanesi fırtlar. Durmuyor ki insanoğlu paylaştıkça paylaşıyor. Farklı perspektifi olanlar, tek başlarına milyonlarca organik içerik üretemeyeceği gerçeğini kavrayıp, her kullanıcıyı ücretsiz içerik sağlayıcısı haline dönüştürüyor. Sende mutlu oluyorsun 3-5 like aldım diye. Birileri orada hamuduyla para kazanıyor senin zırvalıklarını yayınlayabileceğin bir platform oluşturarak. Ya banane aslına bakarsan, ama olmuyor işte. Yılanın bana dokunan tarafı her web sitesi yaptığımda bir kaç adet "adını duymadan ölsem hiç bir şey kaybetmeyeceğim" sosyal paylaşım platformuyla isteksiz karşılaşıp, el ucuyla tokalaşaraktan işimi halledip çıkma zorunluluğumdan kaynaklanıyor. Sosyalizm tamam da asosyalizm diye de bir şey var. İnsansız hava, kara ve deniz sahalarını tercih etmekteki içgüdülerimle ters düşen durumlar oluşturuyor. Bir de bu saçmalıkların şirket boyutunda ürün tanıtımları var ki hayattan bezdiriyor insanı. Binbir fırlamalığın döndüğü, fake profillerle dolu bu sektörel rezaletin zamanla, yerini bir gün bir çift lens takıp, hangi zıkkım ürünü denemek istiyorsa lazer simülasyonla anında deneyip karar verdikten sonra savaş tipi bir kargo uçağıyla bulunduğu evin damına bomba şeklinde atılması gibi bir teknolojik devrimle son bulması dileklerimle...

Google Adsense'e rakip reklam firmaları

Kendim için aradım, buldum, arayanlara da tavsiye ederim. Google Adsense garantili olduğu kadar kıldır, hiç bilmeyen için adsense i anlatamıycam arasın bulsun. Yaparım ben böyle şeyler, ama ne zaman kim bilir ? Şu an çok uykusuzum, yazıya kaldığım yerden devam edeceğim...

Ne oluyor lan size bu a.q yerinde ?

Pokemon go ne olum ? Ben mi anlamıyorum bir tek bu memlekette olan biteni ? Bir yerlerde olduğunuzdan neden başkalarının haberi olması gerekiyor ? Kendi kendinizin reklamı mı olur ? Şirket misiniz birey mi LAN ? Kategorize ettiğiniz hayatlardan daha üstte olduğunuzu düşündüren şey ne ? Senin yediğinden bana ne, benim yediğimden sana ne ? Yar-rock var yen mi ?

-Rouge'luyum ağabey 6-7 liran var mı ? Bira alıcam...

He var a.q evden dışarı uyuşturucu kullanan gençleri askıdan kurtarmak hayaliyle çıkıyorum zaten.
O çocuk bu dünyanın eseri, senin altına yatmak istediğin o para büyüklerinin izniyle roguelandırdılar bedenlerini. O kanları emerek büyüyen insanlar, üzerinde hayranlık uyandıran ihtişamları yaşamları inşa ederken emdiler o çocukların kanını. Kanı maddeye, maddeyi kana buladılar. Bunlara ben mi izin verdim ? Ben mi a.q BEN Mİ ?


Onedio tarzı blog yazmak

Tarz derken öyle değil, şimdi ben bugün bir haber okudum Hollywood da en çok kazandıran actress (of her ne haltsa artist işte) Scarlett Johansson diye. Bunu onedio.com tarzında blogluyorum hazır olun, açılın, savulun :) Muhtemel başlıklar
  • Allahım bu kazandırmasın da kim kazandırsın :)
  • Scarlett Johansson a yatırım yapan yönetmen kazanıyor, başka bir ihtimal mümkün mü ?
  • Kütür kütür hatun Scarlett Johansson en çok kazandıran Hollywood artisti oldu.
  • İzle izle bitmiyor ki kadın:"Scarlett Johansson"
Editörleri blog yazmaktan normal hayatlarına pek vakit ayıramıyorlar sanırım :)

Ha Scarlett Johansson demişken, nasıl bir şeyden bahsettiğimizi bilin istedim..

Ferhan Şensoy Kavuk'u Rasim Öztekin'e devretti !

Kavuğun yeni sahibi belli oldu, Rasim Öztekin...

Böyle derdi Ferhan Ağabey belli belirsiz bir zaman dilimi anlatmak istediği zaman; aradan bir kaç sigara geçti. Türk tiyatrosunun en onurlu değerlerindendir kavuk meselesi, adaylara popülist yaklaşımlar vardı, Cem Yılmaz - Tolga Çevik vs. gibi. Adam çıkıp yeni nesilde böyle bir aday görmüyorum dedi ve haklıydı. Çok sevilesi insanlar, büyük yetenek ikisi de ama ben şahsen bir muhalifliklerini görmedim. Cem Yılmaz kendini tiyatrocu addetmiyor zaten. Tolga Çevik in tiyatroculuğu televizyona iş verdiği gerekçesiyle neredeyse topa tutuluyor. Ben buna katılmıyorum, çok daha fazla para kazanma ihtimaline oynamış eşsiz bir oyuncudur bence. Sanırım o da muhaliflik konusunda sınıfta kalıyor. Aç parantez :) Ferhan Şensoy'a direkt "Ağabey kavuğu bana ne zaman vereceksin?" dediğini okumuştum Kapat parantez :) bunları bilen bilir. Sonuç olarak Rasim Öztekin'e verilmiştir Türk Tiyatrosunun onur simgesi sayılan kavuğumuz. Herkesin sevdiği, hayranlıkla seyrettiği Rasim Öztekin... Hak etmediğini kim söyleyebilir? ama gelelim meselemize;

-Tiyatrolarımızdan bu kavuğa aday genç bir tiyatrocu çıkmaması ne acı değil mi...

Neden sizce ?
  • Bahse girerim bu kavuk meselesinden bu ülkenin %70'nin haberi bile yok.
  • Tiyatro seyircisi az geyiğine hiç girmiyorum, bizim zamanımızı para kazanmaya çalışmaktan başka bir şeye harcatmayan politikalarla tartışılır bu konu.
  • Televizyon kötü değildir; biz kullanmayı bilmiyoruz.
  • Okumuyoruz, okumuyoruz, okumuyoruz... Doğru dürüst gazete bile okumuyoruz.
Popüler olma çabasına harcanıyor vakitler, insan olmaya ya da insanca yaşama çabasına değil. Bu sosyal medya oyunları ne kadar çok vaktimizi alarak ne kadar çok hiçlik sunuyor farkında mısınız ?

İnsana, insanı, insanla (insanca) anlatmak, duyduğum en güzel tiyatro tanımıdır. Teknoloji mi bitirdi bizim bu duygularımızı ? Fazlasına sahip olma hırsımız mı ? Muhalif olmak tehlikeli bir hal mi aldı ülkemde ? Yazamıyor muyuz ? Çizemiyor muyuz ? Konuşamıyor, soramıyor muyuz ? Anlatamıyor muyuz biz ? Bireyliği beceremediğimiz için mi toplumluk'da sınıfta kalıyoruz ?

Yokluk; ne çok şey öğretir insana. Değer yokluğu, algı yokluğu, hayal yokluğu... Daha önceden sahip olduğumuz değerleri artık üretememek, verimli bir toprağı hep birlikte köreltmek, yozlaştırmak değildir de nedir ? Bir çingene atasözüyle bitirelim o zaman "Sikerim böyle tiyatronun kavuğunu..."

Kılavuzu karga olanın boktan oyunları

Öyle heveslenmiştim ki worms'un 3d si çıkınca, hemen koşup online bir web mağazasından sipariş verdim :) yalana bak, indirdim lan ne var. Mesele sözleri de değildi, oyun bir boktan geldi bana sadece. Oyun satın almayı x mağazından satın aldığım 3.99 TL lik bir oyunu eve geldiğimde 10 dakikada indirebildiğimi gördüğüm gün bıraktım (ağır travmaydı öyle deme). Ne anlatıyodum ben ya ?

Bazı oyunlar çocukluğunu hatırlattığı için oynanır sadece. Worms, Age of Empires, Wolfied, Mario, Pes, Gta falan gibi. Bunların yeni versiyonları efsane durumda olsa da eski versiyonlarını şu zamanın çocuklarına oynatamazsınız büyük ihtimalle. Nosferatu diye bir oyun hatırlıyorum; vampirli falan. 4 bina var girip girip çıkıyorsunuz karanlık temalar berbat efektler ama o zamanlar güzeldi işte. Hatta daha sevimli oyunlar vardı Pac-man falan gibi... Hiç beceremezdim ayrı konu da, bir umut denerdim hep. Zaman bir çok şeyi yok ediyor... Süper mario nun orjinalini bulabilen var mı ? Genelde hep flash versiyonları hep eskisini arattırıyor. O atarilerdeki street figter 2... Binlerce kat üstü de çıkmış olsa o tadı vermiyor arkadaş. Neden ? Çünkü biz çocuktuk, geçmişle ilgili bağlantılarımızı düşündüğümüzde o zamanlarımızı hatırlatır insan beynindeki üçgenler. Aynı tadı 10-20 sene sonra bu dönemin çocukları da yaşayacak.

Eskiyi özlemek... Bugs Bunny yok lan sizin hayatınızda bundan büyük bir kayıp mı olabilir bir insan için :) Öyle internetten açıp izlemekle olmaz, saatini kollayacaksın, gerekirse hafta sonu bile erken uyanacaksın, zamanını ayıracaksın onu izlemek için o zaman. Fedakarlık yapardın mutlu olmak için, sevdiğin bir şeyle denk gelebilmek için. Teknoloji ve değişen nesiller, böyle böyle kocaman bir değişim kaçınılmazlığının birbirini tamamlayan parçaları... Yaşadıklarımız, tecrübelerimiz,bugünümüz insanlığın tarihini oluşturuyor. Anlatmak lazım her şeyi, iyi kötü tüm tecrübeleri. Geleceğin tarihi olurken, hayat döngüsünde kapladığımız yeri, değiştirdiklerimizi, değiştiremediklerimizi...

Dalmışım... :)

Atatürk Havalimanındaki Canlı Bomba Saldırısı

42 insan hayatını kaybetti son verilen bilgilere göre, yaralı sayısı 238. Ne denir ki ? Kanlar içinde bir çocuk gördüm, kucakta taşınan. Ne denir ki ? Nasıl susacaksın, nasıl konuşacaksın ? Bu coğrafyanın lanetini mi yaşıyoruz yoksa cebimizdeki taşıdığımız kimliğin bedelini mi ödüyoruz ? İşin komplo teorisi falan da yok her şey açıkça ortada, saldırının dış hatlarda yapılması (buraya gelmeyin) demektir tüm dünyaya(bu ara her hafta turist kapmak için kavga eden esnaf haberleri okuduğumuz bir dönemde). 2-3 ay önce görüştüğüm yabancı arkadaşlarım daha o zamanlar bu bölgedeki tehlikenin farkındaydı. Daha çok kan akacak gibi gözüküyor, buradan maalesef bu sonuç çıkıyor. Bu ölümleri kimse hak etmiyor...
Her toplumda vicdan sahibi insanların bu acıları yürekten paylaştığına inanıyorum. Yine de sanırım politikaları gereği Dünya, bizim katledilişimizi, çekirdek çitleyerek seyredecek. Kimin elinden ne gelir ki, bizim ne geldi ki şimdiye kadar ? Hangi ülkenin savaşını, yoksulluğunu, acılarını bitirebildik...

Bir çocuğun hayatına, hangi milletlerin çıkarlarına, hangi ideolojinin doğrularına göre kıyılabiliyor? Nasıl bir vicdansızlığın karanlığına kurban giden bu aileler, geride kalanlar, bu duruma nasıl sabrediyor, nasıl bu Dünyayı birbirine katmıyor ? Neden bunu kabullenmek zorunda kalıyor insanlar?
Anlamak da dile getirmek de insan sınırlarının ötesinde. Bizi (insanlığı) ayıran her şey, her etken umarım bir gün mutlu bir dünyada insanların hatırlamak bile istemeyeceği anılara dönüşür. Umarım böyle bir dünya bir gün mümkün olur...

Asım Can Gündüz vefat etmiş :/


24 haziran öğle saatlerinde evinde kalp krizi geçiren Asım Can Gündüz'ü kaybettik. Bu kadar pozitif enerji saçan bir gitarist daha gelmeyecektir herhalde. Şahsen benim en iyi gitarist tanımına bakış açımı değiştiren insandı. En iyi çalan değil, insanlarla en iyi kaynaşan gitarist en iyisidir. kendi üslubuyla "gel hep beraber takılalım moruk" diyerek, parmak egzersizlerinden daha önemli olan, aslında bu işin ruhunda yatan meseleyi anlatan güzel adam.

Hazirana, yitip giden bir güzellik daha ekledik.

7 ayaklı örümcek

Örümcekler 8 ayaklı olurlar ya da bacaklı. Tam türünü bilmiyorum ama bu örümcekle yollarımız kesişti.

zengin koca arayan genç kızın mektubu ve aldığı cevap direk copy paste


Ben bunu copy paste'lemiyim de neyi copy paste'liyim :) Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan'ın CEO'su James Dimon'un, zengin koca avcısı bir kızın kendisine attığı bir e-mail'e verdiği cevap...

"Sayın Morgan,
Sizinle dürüst olacağım... Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri en az 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum. Aç gözlü olduğumu düşünebilirsiniz fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar maalesef orta sınıf sayılıyor.
Çok şey istemiyorum. Bu sizin sitenizde yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan biri var mı? Hepiniz evli misiniz? Sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?
Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil. Size alçak gönüllülükle soruyorum:
1) Zengin bekarlar nerede takılır? (Lütfen bar, restaurant, spor salonu, kulüp, vs... gibi mekanların isimlerini ve adreslerini yazar mısınız.)
2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?
3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Bir kaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebiliyorlar.
4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek. Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım ?
Bayan Güzel"
Cevap:
"Sevgili Bayan Güzel,
Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız var. Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple zamanınızı boş yere çalmadığımı umut ediyorum.
Bir iş adamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Nedeni ise çok basit, lütfen açıklamama izin verin... Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey “güzellik” ile “para” ikilisini takas etmek: A kişisi güzelliği sağlar, B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil. Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek. Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız. Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı. Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.
Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için “takas pozisyonu” diyebiliriz, “satın al ve bekle” değil. Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de akıllıca değildir. Şüphesiz; aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.
Bu yazdıklarım size zalimce geliyorsa bir de şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam gerekmez mi?
Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm. Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek...
Kolay gelsin;
J.P. Morgan

tasmanya canavarı (uzaktan da uzak)

Bir hayvana neden canavar denir hiç düşündünüz mü ? Ben düşünmemiştim daha önce. Avustralya'da çiftçiler bu manyak için av kampanyası başlatmışlar. Hayvanlarına ve tarlalarına zarar veriyormuş. Tasmanya canavarını çizgi filminden bildiğimiz için bi sempatimiz var ister istemez. Şöyle özetleyebilirim ki bu hayvan her şeyi yiyor. Daha doğrusu yiyebiliyor. Tabi kereviz falan da mı yiyor diye düşünenler olabilir, bu kardeşimiz neredeyse hiç doymuyor ve midesi bir tenekeyi bile öğütebiliyor. Belgeselde gözümle görmesem bende inanmazdım. Kafayı yemis a.q canavarı cam falan yiyebiliyor. O gün biteremeyeceği bir hayvan leşine rastladı diyelim, leşin içinde uyuyacak kadar da yemeğine sadık bir dosttur kendisi. Çok teknik özelliklerine girmek istemiyorum, kilometrede kaç kilo metal yiyebiliyor gibi, bunlara her yerden ulaşılabilir. Sonuç olarak bir tasmanya canavarına denk gelirseniz mabadı kollayın derim.

Duyduğum en iyi küfür tamlamaları

-Batarken ardından güneş tepelerin, amına koyayım teletabilerin.

-Artık ömrüm olsan, yaşayanı sikeyim.

-Elf gözlerini sikeyim Legolas :) "hasta bizim milletimiz ya"

-bir saatte geliyorsun orta sahaya
büyük orospu çocuğusun tsubasa
gol atıcan diye bekledik tam üç hafta
ananın amına girsin kocaman tahta.

-shredder'ın planları inşallah tutar
o zaman bütün dünyanın amına koyar
ulan ibneler fare reislik mi yapar
oropsu çocuğudur ninja kaplumbağalar

Beşiktaş Şampiyonluk Kutlamaları 2016

Son iki sezondur şampiyonluğu sonuna kadar hak eden Beşiktaş, yeni stadı Vodafone Arena'da şampiyonluğunu böyle kutladı.

oha artık dedirten transfer haberleri

Jose Morinho Manchester United'ın başına geçiyor. Obafemi Martins, pesin meşhur ferrarisi (eskiler bilirler) artık Çin'de forma giyecek. Galatasaray'lı Emre Çolak bedelsiz olarak Deportivo'ya gitti. Pep Guardiola artık Manchester City'i çalıştıracak (ilk transfer talebi Borussia Dortmund'dan İlkay Gündoğan olmuş). Fenerbahçeli Caner Erkin, İnter'e gidiyor.


setri avret giyim - setr-i avret nedir ?

Örtülmesi gereken avret yerlerinin örtülmesi anlamına gelen, tesettür giyimle benzerlik gösteren setr-i avret, giyim ve moda anlamında da yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır. Şık tasarımları bulabileceğiniz bir site önereyim, benden olsun...
www.setriavret.com

Mundari Kabilesi

Güney Sudan'da her yıl 350 bin boğa kaçırılıyor haberiyle ilgimi çeken mundari kabilesinin çok farklı özellikleri ve inanışları var. Mesela gübreleri yaktıktan sonra küllerini vücutlarına sürüyorlar ve böylece aşırı sıcaktan da sineklerden de korunuyorlar. Yaşamlarını boğalar sayesinde sürdürüyorlar, e haliyle boğalarını canları pahasına koruyorlar. Buna rağmen yıllık çalınan boğa sayısına bakılınca o coğrafyada nasıl bir yaşam savaşı olduğunu az çok tahmin edebiliyorsunuz da, bu bence yaşamadan anlayabileceğimiz bir durum değil. Kabilede yaşayanların her sabah bir ineğin başına gidip, hayvan tam idrarını yapacağı sırada kafasını altına koyması fetişistlikten değil, enfeksiyon koruyucu olduğuna inanmalarından. Sığırlarının bir de kralı var ve adı "Ankole Watusi".

Bu bilgiler ne alaka diyorsan, hangi markete gidip paranın 7/2 siyle bir ürün aldığını sorgula...

Fotoğraflar son 10 yılını Afrika'daki kabileleri fotoğraflamakla geçiren Tarık Zaidiye ait ve çok güzeller.










BAKIN BU HABER

POLİS OYUNU KAYDETTİ - Siyasi parti kongre yapacak, polis barikat kuruyor. Beşiktaş şampiyonluğunu kutlayacak, TOMA'lar müdahale ediyor. Tiyatrocu Füsun DEMİREL, "Aşk Dersleri" oyununu İskenderun'da oynayacak. Kaymakamlığın talimatıyla polis oyunu kaydediyor. Türkiye'de artık adım atmak bile polisin iznine bağlı. YAŞASIN ÖZGÜRLÜK diyelim ne diyelim

Ukrayna ile Rusya arasına Avrupa Duvarı

Ukrayna Rusya'yla arasına 2 bin 295 kilometre uzunluğunda duvar örüyor. 2. dünya savaşında da Almanların Rusya işgali sırasında Ukrayna üzerinden geçerken iyi karşılandıkları ve erzak temin ettiklerini bilmekteydim, yani baya bi çekmiş bu ukraynalılar ruslardan. Makara yapmıyorum, ukraynalı bir arkadaşıma çatışmaların nedenini sorduğumda "kaynaklarımızı ve topraklarımızı istiyorlar" demişti. Kıtanın en güçlü ordusunu durduran ukrayna ordusunu tebrik etmekteyim. Dünya böyle iğrençliklerine devam etmekte anlayacağınız. Kendi yaşam alanına sahip olup da daha fazlası için işgali keşfeden tür hangisidir bilin bakalım ? Maymunların icadı olan ve hala kurtulamadığımız bu rahatsızlığımızın beyin evrimimizin karanlık dönemlerinde kaybolmasını ümit eder ve bu utanç duvarının da barışçıl bir zihniyetle yıkılmasını dilerim.

13. cuma da işe başlamak

Öyle denk geldiği için bi bakıp araştırayım dedim. Konuyla alakalı değişik efsaneler var. Bana en saçma geleninden başlıyorum
-13 kişi aynı masada yemek yemek için oturursa masadakilerden bir kişi 1 sene içinde ölüyormuş.
-Şehirlerde 13. cadde veya bulvara rastlanamıyor. (hep göt korkusundan)
-13. cumada yatak değiştirirsen gece kabus görürsün. (deneyen var mı ?)
-Binaların genellikle 13. katı olmuyormuş
-Adınıza 13 mektup gelmiş ise şeytanın şansı sizin oluyormuş (ok)
-Cadılar toplantısında 13 cadı oluyormuş
-Bi tane de benden kara kediler 13 kez çiftleşmeden ilişkiyi bitirmezmiş. Tek sevdiğim kedi türüdür, hayvanı renginden dolayı uğursuz kabul ediyor çoğu toplum(neden zenci kedi muamelesi yapıyorsunuz hayvana). Japonlar kara kedilerin uğur getirdiklerine inanan tek toplum.
Yani sonuç olarak: işe gitmem lazım :)

izmir kent ormanı manzaraları

Bence izmir körfezinin en güzel manzarasına sahip kıyısı











Bu başarı hepimizin !

Geçen gün bir sosyal medya hesabından böyle bir mesaj aldım. "Bu başarı hepimizin, iyi ki varsınız." diyerekten. Yememiş içmemiş takipçi kasmış pezevenk, çok miktarda insana ulaşabildiği için reklam veriyor falan filan, ıvır zıvır bi mevzu. Bloglamaya yeni başladığım yıllar önce açtığım adını dahi unuttuğum bir blogum vardı, gayet yasal olduğunu düşündüğüm üç beş paylaşım ve download linki mevcuttu. Ulan ben nerden bileyim on binlerce insanın o blogu görüntüleyeceğini. Sömürdükçe sömürmüş genç dimağlar. Bi bok da kazansam içim gam yemeyecek. Avukatın biri mesaj atmış belli bir yasayı ihlal mi ediyormuş ne. Hayır benim suçum ne ? Yapacak bir şey yok eğer mahkeme kağıdı gelirse tüm downloader'larıma bir mesaj ile davet göndereceğim:

bu başarı hepimizin...

Dişçi seçimi ve olasılık hesaplama yeteneksizliğim

Ya mantıklı olanı nedir ? İnsan gibi sıra alırsın hangi doktora verirlerse gider paşa paşa kaderine razı olur tedavini olursun dimi. Yok bende öyle kaderci yaklaşımlar, illa üstün sezgi yeteneklerimi kullanıp doktor isimlerinden en iyi olanı seçerim. Dişçi korkusu falan değil ya, ağzımda asfalt çalışması yapılmasına karşı olduğumdan bu tedarikçilik. Aslında herifi ifşa edip başkalarının bu zulmü yaşamasını engellemek var ama, ben çektiysem herkes çeksin ulan diyorum bir yandan da. Neyse o tam isabet verdiğimi düşündüğüm kararın yanlı gururu ve içten içe bir şüpheci yaklaşım da var tamam ama bundan kimsenin haberi yok, kendim bile yüzleşemiyorum kaldı ki sadece isimden çıktım yola peh nasıl yanılmış olabilirim...

Tam sıra bende içeri giricem, böyle elektro şokun etkisini yeni atlatmış da saçlarını düzeltmeye fırsat bulamayacak kadar işine tutkuyla bağlı bir çatlak profesör elinde telefonla bağıra çağıra koridordan cevval bir şekilde uzaklaştı gitti abi. Şöyle bir güldüm geçtim, sıra sayacı mı her ne haltsa ona gözlerimi kilitlemiş durumdayım. Bekle bekle numarada bir değişiklik yok, insan beyni böyle durumlarda gerekli bağlantıyı kurup oradan acilen uzaklaşmanızı gerektiren yolu gösteriyor aslında ama daha sonra çekeceğim eziyeti düşündükçe her şeyi göze alabiliyorum. Abartmıyorum aradan bir saatten fazla bir süre geçince dedim gidip kayıt alan ablalarla bu durumu değerlendireyim, madem artık orada yaşamaya başlayacağım biraz iklimini falan öğreneyim. Sıra ha geldi ha gelecek diye sigara içmeye de çıkamıyorsun ve gitgide vücuttaki artan oksijen miktarı seni Sparta ordusuna bir adım daha yaklaştırıyor. Şu numaratöre diyorum, bi BASSANIZA ARTIK AMINA KODUKLARIM diyesim gelse de efendi bir insanım elimdeki kağıdı gösterip içerde nasıl bir tedavi süreci yaşanıyor ameliyat olsa 1 saatten fazla sürmesinin imkanı yok, doktorlar paydos etti arka kapıdan sessizce çıkıp gittiler de beni mi kekliyorsunuz burada diye içimdeki fırtınayı bastırıp insanca iletişime geçme kararı aldım ve ekledim. -Sıra neden ilerlemiyor ? Doktor bey toplantıda, ya o herif gitse gitse back to the future'ın devamını çekmeye gitmiştir onu o halde kim toplantıya kabul eder diyemiyorsun tabi çaresiz tıbbi bir boyun bükülmesi ile geçtik oturduk. Bir süre sonra geldi benim sezgilerimin on ikiden vurduğu o hastanenin en tedaviye ihtiyacı olan doktoru. Ben adama kızmıyorum daha önce at ticareti ile uğraşmış olabilirsin tabi de dişçilik mesleğine geçtikten sonra biraz üstünden at o psikolojiyi dimi. Burnuma kaç kilo basınç uygulayabileceğini öğrendikten sonra yaşımı söyledi falan. Ben on bin değer biçecek diye beklerken, bugün işlem yapamayacağını yarın erkenden gelmemi söyledi. İnsan böyle durumlarda hapishane şartlarına ne kadar sürede uyum sağlayabileceğini düşünüyor ister istemez. Allahtan hangi hapishanede yatacağımı seçmek gibi bir şansım yok, yoksa bu güçlü sezgi yeteneğimle başıma ne gelebileceğini kestirebilecek bir kahin yok dünya üzerinde. Tabi elimizi doktora bulamadık sonuç olarak ama insanların böyle bir doktora bile ihtiyaç duyduğunu bilmek kaybedilen bir günden daha acıklı bir hikaye aslında...

-Senin dişin mi ağrıyor? Çalıştır arabayı Marty Mcfly önce bi aküyü şarj edelim a.q

Death Note izlemeden ölmeyin. blog site

Malumunuz japon anime sanatıdır, yalnız böyle bir senaryo böyle bir kurgu her zaman karşılacağınız bir şey değil. Hunharca bağlanıyorsunuz. Anime konusuna derinlemesine vakıf olanlar için vasat olduğunu falan okumanız mümkün, ancaaak bu tamamen işin görsel sanat boyutuyla alakalı bir eleştiridir siz bana güvenin. Ütopik konusu gerçekle çok iyi harmanlanmış. Kısaca farklı bir dünyadan bir ölüm meleğinin eğlenmek amacıyla dünyaya bir ölüm defteri atmasıyla başlayan hikayede, zeki bir lise öğrencisinin defteri bulup kendini "Yeni Dünyanın Tanrısı" yapma çabası ve tüm dünyaya meydan okuyuşunu konu almaktadır. Ölüm defterine adı yazılan kişi hayatını kaybetmektedir. Kötüleri hedef alan 17 yaşındaki Yagami Light, dünyayı suçlulardan arındırırken Kira takma adını kullanmıştır. İzlerken belli bir süre sonra herifi sevmekle sevmemek arasında gidip geliyor insan.


Japonya'da en son 2007'de yayınlanan serideki en büyük tehlike misa'ya aşık olabilme ihtimalinizdir.(izledikten sonra ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.)


ÖLÜM DEFTERİ'NİN KURALLARI
  1. Deftere adı yazılan kişi ölür.
  2. Eğer deftere ismi yazan kişi ismi yazılan kişinin yüzünü bilmiyorsa o kişi ölmez, bu kural sayesinde aynı ismi taşıyanlar etkilenmez.
  3. Deftere adı yazılan kişi en az 40 saniye sonra ölür.
  4. Eğer ölüm nedeni belirlenmezse, kişi basit bir kalp kriziyle ölür.
  5. Ölüm şekli yazıldıktan sonra detayları 6 dakika 40 saniye içinde yazılmalıdır.
  6. Defter eğer yere 1 defa değerse o zaman dünyanın malı olur.
  7. Sadece defterin bir parçasına değen kişi Ölüm Tanrısını (Shinigami) görür ve sesini duyar.
  8. Ölüm Defteri'ni kullanan kişi ne cennete ne de cehenneme gider.
  9. Ölüm Defteri'ne dokunan her insan Ölüm Tanrısını görür ve sesini duyar.
  10. Eğer defterin orijinal sahibi ölürse, defter Ölüm Tanrısına ait olur.
  11. Defterin sahibi defteri kullandıktan en geç 39 gün sonrasında Ölüm Tanrısını görür.
  12. Defterin orijinal sahibi olan Ölüm Tanrısı prensipte defterin sahibi olan insana yapacağı hareketlerle yardım etmemeli ve zarar vermemelidir.
  13. Ölüm Tanrısının defterin nasıl kullanılacağı ve içeriği hakkında insan sahibine açıklama yapma zorunluluğu yoktur.
  14. Ölüm Tanrısı ölüm defterine isim ekleyerek ölen kişinin fazla yıllarını alıp kendi hayatını uzatırken insanlar uzatamazlar.
  15. Ölüm Defteri'ni kullanan kişi kendi hayatını kısaltır.
  16. Ölüm Defteri'nin insan sahibi kendi hayat süresinin yarısını Ölüm tanrısı gözüyle takas edebilir. Bu göz gördüğü insanın yaşam süresini ve gerçek adını görür.
  17. Ölüm tanrıları bilindik yöntemlerle ölmezler. Ancak bir insana aşık olup onun hayatını kurtarmak için ölüm defterini kullanmakla ölürler.
  18. Deftere yazılan ve fiziksel olarak mümkün olmayan ölüm şekilleri sonuçta basit bir kalp krizine dönüşür.
  19. Defterden koparılan çok küçük bir parça bile tam etki gösterir.
  20. Deftere yazılan tüm mümkün ölüm şekilleri ve detayları ancak okunabilir bir şekilde yazılırsa gerçekleşir.
  21. Defterin orijinal sahibi olmayan bir kişi bile defteri tam etkisiyle kullanabilir.
  22. Defter, 780 günden küçük kişileri etkilemez.
  23. Yazılan kişinin adı 4 defa yanlış yazılırsa defter o kişiyi öldürmez.
  24. Defter çalınır veya kaybolursa 490 gün içinde geri alınmadığı takdirde sahipliği yitirilir.
  25. Deftere 490 gün boyunca dokunmayınca (herhangi bir parçasına sayfasına) Defterle olan anılar silinir hafıza kaybı yaşanır.Fakat Deftere dokunduğunda her şeyi geri hatırlar .
  26. Bir ölüm defterine ismi yazılan kişinin ismi başka bir deftere yazılsa da 2. defter işlev görmez.
  27. Ölüm meleğinin gözlerine ve defterine sahip olan kişi başka ölüm defterine sahip olan kişinin sadece ismini görebilir. Ölmek için ne kadar zamanının kaldığını göremez.
  28. Eğer dünyada 6 taneden fazla ölüm defteri varsa sadece ilk 6 ölüm defteri çalışır. 7. ölüm defteri ilk 6 defterden herhangi birisi imha edilmedikçe veya bir ölüm meleği tarafından melekler diyarına götürülmedikçe çalışmaz.

Keman çalan her kız güzeldir !

Ama bu kız gerçekten güzel, ayrıca yetişkin bir insan türünün keman aletiyle 2 yıl içerisinde ne kadar yol kat edebileceğini gösteren bir video da hazırlamış. *jess greenberg gibi işin bokunu da çıkarmamış.


Ben dinliyorum, babamın oğlu değil (ki bu az da olsa bir şansım var demektir) reklam için ücret de almadım. İlgilenen için youtube kanalı violin noobie

*bu konuya daha sonra şey edicem